Hadis Veritabanı


13813 kayıt bulundu

50
20
10
Meşhur ismi Adı
Derecesi Güvenirliliği
Doğum Yılı Vefat Yılı
Yaşadığı Yerler
Rivayetleri
Tabiîn
0 - 140
1. Sıra (2) 2. Sıra (2) 3. Sıra (136) 4. Sıra (13) 5. Sıra (2)

Tabiîn
0 - 0
1. Sıra (1) 2. Sıra (131) 3. Sıra (1)

Tabiîn
0 - 227
Medine
4. Sıra (4) 5. Sıra (16) 6. Sıra (10)

Tabiîn
108 - 183
Medine, Bağdat
1. Sıra (7) 2. Sıra (5) 3. Sıra (31) 4. Sıra (326) 5. Sıra (309) 6. Sıra (108) 7. Sıra (14)
Ashabdan Abdurrahman b. Avf'ın torunu olup 108/726 yılında Medine'de doğdu. Babası Sa'd, Medine'de kadılık yapan fakih ve muhaddis bir kimseydi. Annesi, Âmir b. Lüey’den Emetürrahmân’dı. İlk eğitimini aile çevresinden aldıktan sonra Medine ulemasının meclislerine katıldı. Yetişmesinde İbn Şihâb ez-Zührî'nin büyük katkısının yanında Sâlih b. Keysân, İbn İshak, Safvân b. Süleym, Hişâm b. Urve, Abdullah b. Muhammed b. Akil, Muhammed b. İkrime el-Mahzûmî’den ders aldı ve rivayette bulundu. Hadis alanında ihtisas yapan İbrahim, yaşadığı asırda Medine'de en çok hadis bilen uzmanlardandı. Sadece İbn İshak'tan ahkama dair 17 bin hadis nakletti. Zehebi bu sayının tekrarlar sebebiyle bu kadar fazla olduğunu net sayının daha az olduğunu söylese de hadis hıfzında büyük bir dehaydı. Çok hadis rivayet eden sika ve güvenilir bir râvî idi. Rivayetleri Kütüb-i Sitte içerisinde bir hayli yekün tutmaktadır. Hadis konusunda sert bir adamdı. Yahya b. Main, Ahmed b. Hanbel ve Ebu Hâtim onu güvenilir kabul ederler. İbn Sa'd da sika olduğunu söyler ve bazen hata ettiğini ilave eder. Ud çalarak şarkı söylemeyi ve musiki dinlemeyi caiz gördüğünden eleştirilmiştir. Birkaç evlilik yaptığı ve cariyelerinden de çocuk sahibi olduğu anlaşılan İbrahim b. Saʻd’ın çocukları şunlardır: Saʻd ve Muhammed, bu ikisinin annesi ümmü veleddir; İsmail, Annesi ümmü veleddir ve Yaʻkûb Bir müddet Medine Kadılığı yaptı. Ömrünün sonlarına doğru Bağdat'a yerleşti ve halifenin yakın ilgisine mazhar oldu. Halife Hârunurreşid kendisine fikir sorar ve fetva isterdi. Irakta bulunmasını fırsat bilen birçok hadis talebesi ondan rivayetler aldılar. Bağdat'ta kaldığı sürede Beytülmâl emini olarak görev yaptı ve yetmiş beş yaşındayken 183/799 yılında vefat etti.

Tabiîn
0 - 100
Medine
1. Sıra (21) 2. Sıra (91) 3. Sıra (17)

Sahabî
- 32
Medine, Mekke, Habeşistan
1. Sıra (120) 2. Sıra (8)
Tam adı Ebû Muhammed Abdurrahmân b. Avf b. Abdiavf el-Kureşî ez-Zührî’dir. Fil Vakası’ndan yaklaşık on yıl sonra (581 civarı) Mekke’de doğmuştur. Câhiliye döneminde Abdüamr veya Abdülkâbe olan ismi, müslüman olduktan sonra bizzat Hz. Peygamber tarafından Abdurrahman olarak değiştirilmiştir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 124). Hz. Ebû Bekir vasıtasıyla İslam’ı kabul eden ilk sekiz kişiden biri olup, Mekke’deki zulüm nedeniyle önce Habeşistan’a, ardından Medine’ye hicret etmiştir. Medine’de Hz. Peygamber onunla Sa‘d b. Rebî‘ arasında kardeşlik bağı kurduğunda, Sa‘d’ın malının yarısını paylaşma teklifine karşılık, "Bana çarşının yolunu gösterin" diyerek ticari hayata atılmış ve kısa sürede büyük bir servet kazanmıştır (İbn Hişâm, es-Sîre, I, 251). Uhud Gazvesi’nde vücuduna yirmiden fazla yara alan ve ayağındaki sakatlık sebebiyle hayatı boyunca topal kalan Abdurrahman b. Avf, 6 (628) yılında Dûmetülcendel seriyyesinde kumandanlık yapmış; Tebük Seferi’nde kıldırdığı bir namaza Hz. Peygamber’in iştirak etmesiyle Resûlullah’a imamlık yapma şerefine ermiştir (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, III, 313). Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer dönemlerinde en yüksek düzey müsteşarlık görevlerini yürüten Abdurrahman b. Avf, özellikle Hz. Ömer’in şehadeti öncesi oluşturduğu altı kişilik hilâfet şûrasının en stratejik ismi olmuştur. Kendi adaylığından feragat ederek hakemliği üstlenmiş; üç gün boyunca Medine halkı, ordu kumandanları ve hatta dışarıdan gelen yolcularla teker teker görüşerek gerçekleştirdiği kapsamlı "kamuoyu yoklaması" neticesinde Hz. Osman’ı halife ilan etmiştir (İbn Kesîr, el-Bidâye, VII, 146). Cömertliğiyle tanınan ve bir defasında beş yüz deve yükü tutan kervanını bağışlayan Abdurrahman, 32 (652) yılında yetmiş beş yaşlarında Medine’de vefat etmiş, vasiyeti üzerine cenaze namazı Hz. Osman tarafından kıldırılarak Cennetü’l Bâki'ye defnedilmiştir (Zehebî, A‘lâmü’n-nübelâ, I, 80). Abdurrahman b. Avf, Hz. Peygamber’in en yakın ashabından biri olmasına rağmen, hata yapma ve hadislerin yanlış aktarılmasına sebebiyet verme endişesiyle rivayet konusunda son derece ihtiyatlı ve seçici davranmıştır (Zehebî, A‘lâmü’n-nübelâ, I, 90). Buna karşın, toplumsal ve hukuki kriz anlarında bizzat Resûl-i Ekrem’den işittiği hadisleri naklederek fıkhî düğümleri çözen bir otorite kabul edilmiş; özellikle veba salgını olan bölgeye giriş-çıkış yasağı ve Mecûsîlerden cizye alınması gibi kritik meselelerde devlet politikasına yön veren rivayetler sunmuştur (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 134). Kendisinden Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Ömer ve Enes b. Mâlik gibi ilim ehli sahâbîlerin yanı sıra birçok tâbiîn âlimi hadis nakletmiş; bizzat rivayet ettiği 65 hadis, başta Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’i olmak üzere temel hadis kaynaklarının erken dönem fazilet ve hukuk literatürü için asli dayanaklarından birini teşkil etmiştir (İbn Hacer, el-İsâbe, II, 403; Müsned, I, 190-195).

Sahabî
0 - 55
Medine, Mekke, Kufe, Irak
1. Sıra (537) 2. Sıra (12)

Sahabî
- 32
Medine, Mekke, Kufe, Habeşistan
1. Sıra (3756) 2. Sıra (13)
Abdullah b. Mes’ûd, peygamberimizle birlikte iki hicret sevabına nail olmuş , cennetle müjdelenen on sahâbîden biri , İslam’a giren altıncı sahâbidir. Ukbe b. Ebî Muayt’ın koyunlarına çobanlık ederken peygamberimizle karşılaşmış ve sonrasında Müslüman olmuştur. Ancak Abdullah’ın peygamberimiz Dârü’l-Erkâm’ın evine girmeden önce Müslüman olduğu da belirtilmiştir. Rivayetler değerlendirildiğinde İbn Mesud’un Müslüman olduğu yılların m. 610-612 arasında olduğu anlaşılmaktadır. Annesine nispetle İbn Ümmü Abd olarak anılır. 63 yaşında, hicrî 32 senesinde vefat etmiştir. İbn Mesud zayıf, kısa boylu, esmer tabiatlıydı. Güzel beyaz kıyafetler giyen, hoş kokular süren biri olarak bilinirdi. Ashâbdan Huzeyfe b. Yemân, Abdullah b. Mes’ûd’un yürüyüşünü, vakarını, bir konuda verdiği hükmü ve irad ettiği hutbeyi Resûlullah’a benzetmiştir. Bir gün Abdullah b. Mes’ûd ağaca çıktığında sahâbe onun bacaklarının cılızlığı sebebiyle güler. Bunun üzerine Resûlullah “Abdullah’ın iki bacağı, kıyamet günü mizanda Uhud dağından daha ağır gelecektir” buyurmuştur. Fetihlerle İslam beldelerinin genişlemesi ile sahâbîler farklı bölgelere görevlendirilmiştir. Kûfe Fıkıh ve Tefsir ekolünün kurucusu Abdullah b. Mesud, Hz. Ömer tarafından Kûfe kadısı olarak tayin edilir. Hz. Ali, Kûfe’ye geldiğinde “Allah Ümmü İbn Abd’a rahmet eylesin, bu beldeyi ilimle doldurdu” demiştir. Ebû Hanife, bir konuda hüküm verirken çoğu zaman İbn Mes’ûd’un tercihlerini benimserdi. İbn Mes’ûd Kur’ân’daki 70 küsur sûreyi Resûlullah’ın ağzından bizzat öğrenmiştir. İbn Mes’ûd Allah’ın kitabını ondan daha iyi bilen birisi olursa ona yolculuk yapmaktan çekinmeyeceğini belirtmiştir. Allah’ın kitabında inen her ayetin nerede ve ne hakkında indiğini bilir. Sûrelerin okunuşuna dair kendisine başvurulur, kıraati esas alınır. Resûlullah, “Kur’ân’ı indirildiği gibi düzgün bir şekilde okumak isteyen onu İbn Ümmü Abd’ın kıraatine göre okusun” buyurmuştur. Resûlullah’tan sonra Mekke’de Kur’ân’ı açıktan okuyan ilk kişidir. İbn Mes’ûd’un sesi güzel olduğu için Resûlullah, zaman zaman ondan Kur’ân’ı okumasını ister, onun okuduğu ayetler karşısında Resûlullah’ın gözleri yaşarırdı. Peygamberimiz Kur’ân’ı dört kişiden -Abdullah b. Mes’ûd, Übey b. Ka’b, Muaz b. Cebel, Sâlim mevla Ebî Huzeyfe- öğrenilmesini tavsiye etmiştir. Hz. Osman mushafı çoğaltmaya karar verdiğinde Abdullah b. Mes’ûd “Aranızda Allah’ın kitabını en iyi bilen kişiyim” demiştir. Hz. Osman döneminde mushafların çoğaltılması hususunda İbn Mes’ûd yerine Zeyd b. Sâbit’in görevlendirilmesine İbn Mes’ûd serzenişte bulunmuştur. Zehebî bu durumun sebebini, İbn Mes’ûd’un o dönemde Kûfe’de olması, Zeyd’in ise Medine’de bulunması ve Zeyd’in vahiy katibi olarak bizzat peygamber döneminde de Kur’ân’ı yazması; İbn Mes’ûd’un ise daha ziyade Kur’ân’ı okumakla öne çıkması şeklinde yorumlar. İbn Mes’ûd, ashâbın on ayet öğrenip içindekilerini öğrenmeden sonraki on ayete geçmediğini belirtir. Bedir , Uhud ve Tebük savaşlarında bulunmuştur. Bedir savaşında Ebû Cehil’in öldürülmesinde etkili olmuş, onun kılıcı Resûlullah tarafından İbn Mes’ûd’a ganimet olarak verilmiştir. Resûlullah’ın evine annesiyle sıkça girdikleri için ev halkından zannedilmişlerdir. Resûlullah’ın evine izinsiz girebilir, peygamberimizin özel konuşmalarına şahitlik edebilirdi. Efendimizin özel eşyalarını taşırdı. İbn Mes’ûd ashâbını gördüğü vakit, “Siz benim kalbimin cilası, gözümün nurusunuz” demiştir. Önemli talebeleri arasında Alkame b. Kays, Esved b. Yezîd, Mesrûk b. Ecda, Kâdî Şureyh, Hâris el-A’ver sayılabilir. İbn Mes’ûd hadis rivayetinde ihtiyatlı bir sahâbiydi. Onun yakın talebelerinden Amr b. Meymûn, hocasının yanında on sekiz ay bulunduğunu ondan sadece bir hadis dinlediğini nakleder. Amr b. Meymûn’un nakline göre kendisi her Perşembe İbn Mes’ûd’un yanına giderdi. O hiçbir zaman “Resûlullah şöyle buyurdu” demezdi. Fakat bir Perşembe akşamı “Resûlullah şöyle buyurdu” dedi, o esnada gömleğinin düğmeleri çözülmüş, gözleri yaşlı ve boyun damarları kabarmıştı. Sonrasında İbn Mes’ûd rivayetteki ihtiyatına binaen “ya şöyle söyledi ya da buna yakın bir şey” demiştir. Tahiyyat duasını, Resûlullah onun elini tutarak öğretmiş İbn Mes’ûd da talebelerine aynı şekilde ellerini tutarak müselsel bir şekilde rivayeti nakletmiştir. Onun dualarından birisi, “Allahım! Terk edilmeyen bir iman, tükenmeyen bir nimet, Nebîn Muhammed Mustafa (s.a.v) ile sonsuz cennetin en yüksek mertebelerinde beraber olmayı diliyorum” şeklinde zikredilir.

Sahabî
- 37
Medine, Mekke, Kufe, Habeşistan
1. Sıra (231) 2. Sıra (1)
Tam adı Ammâr b. Yâsir b. Âmir el-Ansî’dir. Hicretten yaklaşık elli yedi yıl önce Mekke’de doğduğu tahmin edilmektedir. Yemenli olan babası Yâsir, kaybolan kardeşini aramak için geldiği Mekke’de Benî Mahzûm kabilesinden Ebû Huzeyfe’nin himayesine girmiş ve onun Sümeyye adlı câriyesiyle evlenmiştir (İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 246). Ammâr, Hz. Peygamber’in Dârülerkam’da bulunduğu sırada müslümanlığı kabul eden ilk yedi kişiden biridir (Belâzürî, Ensâb, I, 156). Onun yönlendirmesiyle annesi Sümeyye, babası Yâsir ve kardeşi Abdullah da İslâm’a girmiştir. Mekke’de kendilerini koruyacak bir kabilesi bulunmayan Yâsir ailesi, müşriklerin ağır işkencelerine maruz kalmıştır. Annesi Sümeyye bt. Habbât, Ebû Cehil tarafından şehid edilerek İslâm tarihindeki ilk kadın şehid olmuş; babası Yâsir de aynı gün işkenceler altında can vermiştir (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, IV, 43). Ammâr, müşriklerin dayanılmaz baskıları altında canını kurtarabilmek için diliyle istemediği sözleri sarf etmek zorunda kalmış, ardından ağlayarak Hz. Peygamber’in yanına gidip kalbindeki imanın sarsılmadığını beyan etmiştir. Resûl-i Ekrem’in onun samimiyetini tasdik etmesi ve Nahl sûresinin 106. ayetinin bu hadise üzerine nâzil olmasıyla, kalbi imanla dolu olduğu halde baskı altında kalanların sorumlu tutulmayacağı hükmü İslâm hukukuna girmiştir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 249). Hicretten sonra Hz. Peygamber onunla Huzeyfe b. Yemân arasında kardeşlik bağı kurmuştur. Mescid-i Nebevî’nin inşasında gösterdiği fedakârlık üzerine Resûlullah, onun başını okşayarak "azgın bir topluluk" tarafından şehid edileceği haberini vermiştir (# B002812 Buhari, Cihad, 17). Hz. Ebû Bekir devrinde Yemâme Savaşı’nda bir kulağını kaybetmesine rağmen savaşmaya devam etmiş (İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 253); Hz. Ömer devrinde ise Kûfe valiliği görevini yürütmüştür (İbn Kuteybe, el-Maârif, 256). Hz. Osman dönemindeki bazı icraatlara karşı çıkan Ammâr, Hz. Ali’nin hilafetiyle birlikte onun en yakın destekçilerinden biri olmuş, Cemel ve Sıffîn savaşlarında kumandanlık yapmıştır. 37 / 657 yılında Sıffîn’de doksan üç yaşında şehid edilmiş ve Hz. Ali tarafından kıldırılan cenaze namazının ardından oraya defnedilmiştir (Zehebî, A’lâmü’n-nübelâ, I, 420). Ammâr b. Yâsir, ömrünün büyük kısmını askerî ve idarî görevlerde geçirmesine rağmen, bizzat yaşadığı nebevî uygulamaları sonraki nesillere aktararak İslâm hukukuna önemli katkılarda bulunmuştur. Başta teyemmümün hükmü ve amellerin fazileti olmak üzere toplam 62 hadis rivayet etmiş; özellikle Hz. Ömer dönemindeki fıkhî ihtilaflarda, hafızasındaki canlı sünnet uygulamalarını referans göstererek güçlü bir otorite oluşturmuştur (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 262). Rivayetlerindeki titizliği sayesinde kendisinden hadis nakledenler arasında Abdullah b. Abbas, Ebû Mûsâ el-Eş‘arî ve Câbir b. Abdullah gibi seçkin sahâbîlerin yanı sıra; Alkame b. Kays, Zirr b. Hubeyş, Ebû İshak es-Sebîî ve Saîd b. Cübeyr gibi tâbiîn tabakasının en önde gelen müctehid âlimleri yer almıştır (Zehebî, A‘lâmü’n-nübelâ, I, 429; İbn Hacer, el-İsâbe, II, 512).

Sahabî
- 38
Medine, Mekke, Musul, Rum
1. Sıra (85) 2. Sıra (2)