Meşhur ismi
Adı
Derecesi
Güvenirliliği
Doğum Yılı
Vefat Yılı
Yaşadığı
Yerler
Rivayetleri
Sahabî
- 15
Medine, Şam
1. Sıra (44)
Hazrec kabilesinin Sâideoğulları kolunun reisi olan Ebû Sâbit (Ebû Kays) Sa'd b. Ubâde b. Düleym el-Ensârî, okuma yazma bilmesi, iyi ok atması ve yüzmedeki mahareti sebebiyle "kâmil" unvanıyla anılan önde gelen Medineli sahâbîlerdendir. İkinci Akabe Biatı'na katılarak Hz. Peygamber tarafından seçilen on iki nakibden biri olmuş; Mekkeli müşrikler tarafından yakalanıp eziyet görmüşse de Mekkeli dostlarının araya girmesiyle kurtulup Medine'ye dönmüştür. Medine'de İslâm'ın yayılmasında kilit rol oynayan Sa'd, hicretten sonra daima Hz. Peygamber'in yakın çevresinde yer almış ve rahatsızlığı sebebiyle katılamadığı Bedir hariç bütün gazvelerde ensarın ve Hazrec kabilelerinin sancaktarlığını yürütmüştür (İbn Sa'd, et-Tabakât, III, 613-617).
İslâm öncesinde olduğu gibi Müslüman olduktan sonra da cömertliğiyle tanınan Sa'd b. Ubâde, orduya deve ve malzeme tedarik etmiş, muhacirlere evini açmış ve Suffe ehlini düzenli olarak doyurmuştur. Annesi Amre bint Mes'ûd'un vefatı üzerine Hz. Peygamber'in tavsiyesiyle onun adına bir kuyu kazdırarak hayır yapmıştır. Hz. Peygamber'in en çok istişare ettiği ve görüşlerine değer verdiği sahâbîlerden biri olmuş, Uhud Gazvesi'nde yaralanan Resûlullah'a muhafızlık yapmıştır. Sa'd b. Muâz'ın vefatının ardından ensarın en yetkili lideri ve temsilcisi konumuna gelmiştir (İbn Sa'd, et-Tabakât, III, 613-617).
Hz. Peygamber'in vefatı üzerine Sakîfetü Benî Sâide'de beytat için toplanan ensar tarafından halife adayı gösterilmiş, ancak Hz. Ebû Bekir'in halife seçilmesinin ardından Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'e biat etmemiştir. Buna rağmen Müslümanlar arasında fitne çıkaracak herhangi bir faaliyette bulunmamış, Hz. Ömer döneminde Medine'den ayrılarak Dımaşk yakınlarındaki Havran bölgesine yerleşmiştir. Erken dönemde Kur'ân-ı Kerîm'i ezberleyen altı ensar sahâbîsinden biri olan ve Resûlullah'tan rivayetlerde bulunan Sa'd b. Ubâde, 14 (635) veya 15 (636) yılında Havran'da vefat etmiştir (İbn Sa'd, et-Tabakât, III, 613-617).
Tabiîn
0 - 93
Basra
1. Sıra (92)
2. Sıra (152)
3. Sıra (10)
Sahabî
- 58
Medine, Bahreyn, Yemen
1. Sıra (15156)
2. Sıra (85)
3. Sıra (2)
4. Sıra (1)
6. Sıra (1)
10. Sıra (1)
11. Sıra (1)
Tam adı Abdurrahmân b. Sahr ed-Devsîdir. Yemen’in Ezd kabilesinin Devs koluna mensup olan ve doğum tarihi tam olarak bilinmeyen Ebû Hüreyre, Câhiliye döneminde Abdüşems veya Abdüamr gibi isimlerle anılsa da Müslüman olduktan sonra Hz. Peygamber tarafından kendisine Abdurrahman veya Abdullah adı verilmiştir (İbn Sa‘d, IV, 325). Meşhur Ebû Hüreyre künyesini, çobanlık yaparken bulduğu kedi yavrularını eteğinde taşıyıp onlarla oynaması sebebiyle alan sahabi, yetim olarak büyümüş ancak hem anne hem baba tarafından tanınmış bir aileye mensup olduğunu göstermiştir (Hâkim, III, 506). Hicretin 7. (628) yılında Müslüman olup Medine’ye gelen ve Hayber fethinin bir kısmına yetişen Ebû Hüreyre, o günden itibaren dünyevî hiçbir kazanç peşinde koşmaksızın kendisini Suffe’de ilme adamış, açlıktan bayılacak raddeye gelse de Mescid-i Nebevî’den ayrılmamıştır (İbn Hacer, el-İsâbe, VII, 436-437). Hayber’den sonraki tüm gazvelere katılmasının yanı sıra Umretü’l-kazâda görev almış, ilerleyen yıllarda Yermük Savaşı ve Cürcân’ın fethinde de bulunmuştur (Vâkıdî, II, 636). Hz. Ömer döneminde Bahreyn valiliği yapmış, dürüstlüğü halife tarafından tescillenmiş olsa da zan altında kalmamak adına daha sonra gelen valilik tekliflerini reddetmiştir. (İbn Sa‘d, IV, 335). Hz. Osman’ı kuşatma sırasında kılıcıyla savunmaya çalışmış fakat halifenin müslüman kanı dökülmemesi yönündeki emriyle kılıcını bırakmış; Hz. Ali ile Muâviye arasındaki savaşlarda ise tarafsızlığını korumuştur (İbn Sa‘d, III, 70; Hâkim, IV, 472). En belirgin vasfı, Hz. Peygamber’in duasıyla kazandığı unutkanlık yaşamayan güçlü hafızası ve 5374 rivayetle "müksirûn" arasında ilk sırada yer almasıdır (Buhârî, “ʿİlim”, 42). Gecesini üçe bölerek ibadet, uyku ve hadis müzakeresiyle geçiren, şakacı şahsiyeti ve annesine duyduğu derin hürmetle tanınan bu ulu sahabi, 58 (678) yılında yetmiş sekiz yaşlarındayken vefat etmiş ve cenazesi Medine’deki Cennetü’l-bakî'ye defnedilmiştir (Hâkim, III, 508).
Diğer
0 - 229
Vâsıt, Bağdat, Rey, Buhara
4. Sıra (15)
5. Sıra (93)
6. Sıra (118)
7. Sıra (20)
8. Sıra (3)
9. Sıra (1)
Diğer
0 - 235
Kufe, Dımeşk, Vâsıt
1. Sıra (2)
3. Sıra (5)
4. Sıra (124)
5. Sıra (1367)
6. Sıra (1016)
7. Sıra (237)
8. Sıra (23)
9. Sıra (1)
Tabiîn
0 - 193
Basra
1. Sıra (2)
2. Sıra (2)
3. Sıra (11)
4. Sıra (377)
5. Sıra (972)
6. Sıra (333)
7. Sıra (35)
8. Sıra (3)
Etbau'-Tabiîn
82 - 160
Basra, Vâsıt
1. Sıra (48)
2. Sıra (22)
3. Sıra (1325)
4. Sıra (2921)
5. Sıra (961)
6. Sıra (103)
7. Sıra (4)
Tebeu’t-tâbiîn neslinin en büyük hadis otoritelerinden biri ve ricâl tenkidinin öncüsü kabul edilen Ebû Bistâm Şu'be b. el-Haccâc b. el-Verd el-Ezdî el-Basrî, 82-87 (701-706) yılları arasında Vâsıt'ta dünyaya gelmiştir. Ezd kabilesinin mevlâsı olan Şu'be, ilk gençlik yıllarını doğduğu şehirde geçirmiş; kendisinin ilim tahsiline odaklanabilmesi için kardeşleri Beşşâr ve Hammâd ömrü boyunca onun geçimini üstlenmiştir. Gençliğinde şiir sanatına tutkuyla bağlanarak Tırımmâh et-Tâî'den dersler almış ve edebiyatçı Asmaî'nin takdirini kazanacak derecede şiir bilgisine ulaşmıştır. Ancak daha sonra Hakem b. Uteybe'nin yönlendirmesiyle hadise yönelmiş, 110 (728) yılından önce Basra'ya yerleşerek Hasan-ı Basrî'nin fıkıh halkasına katılmıştır. İlim uğruna Kûfe, Mekke, Medine, Bağdat ve Medâin gibi ilim merkezlerine seyahat eden Şu'be; Hasan-ı Basrî, Muhammed b. Sîrîn, Şa'bî, Enes b. Sîrîn ve Amr b. Dînâr başta olmak üzere 400'den fazla tâbiînden hadis ahzinde bulunmuştur (Zehebî, A'lâmün-nübelâ, VII, 202-228).
Şu'be b. Haccâc'ı İslâm ilim tarihinde müstesna kılan en temel husus, Basra'da sistemli hadis tasnifini ve ricâl tenkidine dair bilgi toplama ile değerlendirme faaliyetlerini başlatmış olmasıdır. Hadislerin tespiti ve isnadların sağlamlığı konusunda olağanüstü bir titizlik göstererek tedlîsi ağır bir kusur saymış, zayıf ve metrûk râvilerin durumunu gözler önüne sererek Iraklı muhaddislere rehberlik etmiştir. İmam Şâfiî onun bu öncü rolünü, “Şu'be olmasaydı Irak'ta hadis bilinmezdi” diyerek ifade etmiştir. İlmî otoritesi sayesinde etrafında muazzam bir talebe çevresi oluşmuş; A'meş, Eyyûb es-Sahtiyânî, İbn İshak, Süfyân es-Sevrî, Abdurrahman b. Mehdî, Vekî' b. Cerrâh, Abdullah b. Mübârek ve Yahyâ b. Saîd el-Kattân gibi İslâm düşünce tarihinin en parlak şahsiyetleri kendisinden ders almıştır (Zehebî, A'lâmün-nübelâ, VII, 202-228).
Hadis ilmindeki eşsiz vukufiyeti sebebiyle “emîrü'l-mü'minîn fi'l-hadîs” unvanıyla anılan Şu'be, aynı zamanda idarecilerin ihsanlarına itibar etmeyen zâhid, cömert ve fakirlere karşı derin bir merhamet besleyen örnek bir şahsiyetti. Rivayetleri Kütüb-i Sitte başta olmak üzere temel hadis külliyatının ana omurgasını oluşturmuştur. Telif ettiği eserlerinin ehil olmayan kişilerin eline geçmesinden endişe ettiği için vefatından önce imha edilmesini vasiyet etmiş ve oğlu Sa'd bu vasiyeti yerine getirmiştir. Hadis ilminin bu abide şahsiyeti, 160 (776) yılında Basra'da vefat etmiştir (İbn Sa'd, et-Tabakât, VII, 280-281; Zehebî, A'lâmün-nübelâ, VII, 202-228).