Hadis Veritabanı


13813 kayıt bulundu

50
20
10
Meşhur ismi Adı
Derecesi Güvenirliliği
Doğum Yılı Vefat Yılı
Yaşadığı Yerler
Rivayetleri
-
0 - 0
Kufe
2. Sıra (4) 3. Sıra (97) 4. Sıra (19)

Tabiîn
46 - 95
Mekke, Kufe
1. Sıra (501) 2. Sıra (1329) 3. Sıra (101) 4. Sıra (1)
Ebû Abdillâh (Ebû Muhammed) Saîd b. Cübeyr b. Hişâm el-Esedî, 45 (665) yılında Mekke’de doğmuştur. Kureyş’in Esed koluna bağlı Vâlibeoğulları’nın âzatlısı (mevâlî) ve Habeş asıllı bir siyahî olan Saîd b. Cübeyr, hayatının en verimli yıllarını Kûfe’de geçirmiştir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, VI, 256). İlk eğitimini Mekke’de Abdullah b. Abbas’tan almış; zekâsı ve Kur’an okumadaki maharetiyle hocasının hususi talebeleri arasına girmiştir. Hadis meclislerinde yazı malzemesi tükendiğinde avucuna veya ayakkabısına notlar alacak kadar yüksek bir ilim iştiyakına sahipti (İbn Sa‘d, et-Tabakât, VI, 256). İbn Abbas’tan sonra en çok Abdullah b. Ömer’den istifade ederek fıkıh birikimini derinleştirmiştir. İbn Abbas, Kûfe’den gelen ilim talebelerini "Aranızda Saîd b. Cübeyr varken bana gelmenize ne gerek var?" diyerek ona yönlendirmiştir (Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, IV, 335). Kûfe’ye yerleştikten sonra ders halkası kuran Saîd b. Cübeyr, Emevîlerin Irak valisi Haccâc b. Yûsuf tarafından Kûfe kadılığına ve imamlığına tayin edilmiş; ancak bir mevâliya bu makamın verilmesine Emevî taraftarları karşı çıkınca görevden alınarak kâtiplik ve danışmanlık makamına getirilmiştir. Bu dönemde Halife Abdülmelik b. Mervân’ın isteği üzerine, İslâm tarihindeki ilk düzenli Kur’an tefsirini kaleme almıştır (İbn Ebû Hâtim, el-Cerh ve’t-ta‘dîl, VI, 332). Emevîlerin ırkçı politikalarına, Kerbelâ faciasına ve Haccâc’ın zulümlerine karşı biriken öfkesi sebebiyle, Abdurrahman b. Muhammed b. el-Eş‘as’ın Haccâc’a karşı başlattığı isyana destek vermiş ve Deyrülcemâcim Savaşı’na (82/701) katılmıştır (İbn Sa‘d, et-Tabakât, VI, 256). İsyanın bozgunla bitmesi üzerine yaklaşık on iki yıl boyunca İsfahan, Azerbaycan ve Mekke’de gizlenmiş; nihayetinde yeni Hicaz valisi tarafından yakalanarak zincire vurulup Vâsıt’ta Haccâc’a teslim edilmiştir. Karşısında dik duruşundan ve cevaplarından ödün vermeyerek 94 (713) veya 95 (714) yılında Haccâc’ın emriyle şehid edilmiştir (Mizzî, Tehzîbü’l-Kemâl, X, 368-375).

Sahabî
- 68
Medine, Basra, Taif
1. Sıra (10123) 2. Sıra (809) 3. Sıra (12)
Hicretten üç yıl kadar önce, Müslümanların Kureyş ablukası altında bulunduğu Mekke'de doğan Abdullah b. Abbas, Hz. Peygamber’in amcası Abbas’ın oğlu ve İslam ilim geleneğinin en müstesna şahsiyetlerinden biridir (İbn Sa'd, et-Tabakât, II, 365). Doğduğunda Resul-i Ekrem’in duasına mazhar olan Abdullah, teyzesi Meymune’nin Peygamber zevcesi olması vesilesiyle sık sık Resulullah'ın evinde konuk kalmış, onun her halini gözlemleyerek bizzat Peygamber’den "Allahım, ona Kitab’ı öğret ve dinde mütehassıs kıl!" şeklindeki meşhur duasını almıştır (Buhari, "İlim", 17; "Vudu", 10). İslam tarihinde "Hibrül-ümme" (Ümmetin bilgini) ve "Tercümanül-Kur'an" unvanlarıyla anılan İbn Abbas, genç yaşına rağmen Hz. Ömer’in Bedir ashabıyla birlikte kurduğu istişare meclislerine dahil edilmiş ve ilmi derinliğiyle Halife'nin en yakın çalışma arkadaşlarından biri olmuştur (Zehebî, Alâmün-Nübelâ, III, 331). Hz. Osman devrinde Kuzey Afrika, İstanbul ve Taberistan seferlerine katılarak askeri ve siyasi alanda da varlık göstermiş; Hz. Ali döneminde ise Cemel ve Sıffin savaşlarında yer alıp Basra valiliği görevini yürütmüştür (Taberî, Tarih, IV, 108). Haricileri ikna etmek üzere Hz. Ali tarafından görevlendirilen İbn Abbas, onlarla yaptığı çetin münazaralar neticesinde binlerce kişinin fikir değiştirerek Ali’nin safına dönmesini sağlamıştır. Siyasi krizlerde daima itidali ve Müslümanların birliğini savunan İbn Abbas, Hz. Hüseyin’i Kufe’ye gitmemesi konusunda uyarmış, Kerbela faciasını haber alınca derin bir teessüre kapılmıştır. Hayatının son yıllarında Abdullah b. Zübeyr’e biat etmeyerek Taif’e çekilen İbn Abbas, 68 (687-88) yılında yetmiş yaşlarındayken burada vefat etmiş ve cenaze namazı Hz. Ali’nin oğlu Muhammed b. Hanefiyye tarafından kıldırılmıştır (İbn Hacer, el-İsâbe, II, 330; Zehebî, III, 359). Hadisçi kimliği açısından İbn Abbas, naklettiği 1660 hadis ile müksirûn arasında yer almaktadır (İbn Sa'd, II, 365-372). Rivayet ettiği hadislerin bir kısmını bizzat Hz. Peygamber’den, çoğunu ise Hz. Ömer, Hz. Ali, Muaz b. Cebel ve Übey b. Kab gibi büyük sahabilerden öğrenmiştir. Buhari ve Müslim gibi temel kaynakların en çok itibar ettiği ravilerden biri olan İbn Abbas, hadis öğretiminde de son derece titiz davranmış; yaşlılık döneminde yorulduğunda talebelerine "Siz okuyun ben dinleyeyim; sizin okuduğunuzu benim onaylamam, tıpkı benim okumam gibidir" diyerek arz metodunu uygulamıştır (Tirmizi, Kitabül-İlel, V, 751-752). Tefsir ve fıkıh meselelerinde mutlak otorite kabul edilen İbn Abbas, Kur'an'daki anlaşılması güç kelimelerin açıklanması ve Arap edebiyatına olan vukufuyla tefsir ilminin kurucularından sayılmıştır. Ehl-i Kitap kaynaklı bazı rivayetleri kullanırken, bunların yalnızca İslami gerçeklerle çelişmeyen veya teyit edici mahiyette olanlarına yer vermiş, bu konuda Hz. Peygamber’in izin verdiği sınırlar içinde kalmaya özen göstermiştir (Buhârî, "Enbiya", 50; Müslim, "Zühd", 72).

Tabiîn
145 - 221
Merv
1. Sıra (1) 4. Sıra (12) 5. Sıra (65) 6. Sıra (93) 7. Sıra (18) 8. Sıra (2)

Tabiîn
118 - 181
Kufe, Basra, Şam, Horasan, Mısır, Merv, Yemen
1. Sıra (8) 2. Sıra (4) 3. Sıra (74) 4. Sıra (404) 5. Sıra (575) 6. Sıra (105) 7. Sıra (15)

Tabiîn
- 159
Mısır, Eyle
1. Sıra (1) 2. Sıra (27) 3. Sıra (93) 4. Sıra (1093) 5. Sıra (182) 6. Sıra (7)
Tatlı ve bol sohbetli bir kimse olup hüccet değildi. Bazen asılsız şeyler söylediği de olurdu. İbn Hanbel, onun Zührî’den münkerât’ı olduğunu, hıfzının iyi olmadığını söyler. İbn Harrâş, “sadûk”, Ebu’z-Zur’a “la be’se bih” değerlendirmesini yaparlar. Bunun yanında Yahya b. Maîn ise Yunus’un “sika” olduğunu ve onun Zuhrî’nin ashabının en sağlamlarından olduğunu söyler. Bkz. Mizzî, Tehzîbü’l-Kemâl, XXXII/534.

Tabiîn
51 - 124
Medine, Şam
1. Sıra (302) 2. Sıra (630) 3. Sıra (7003) 4. Sıra (1239) 5. Sıra (94) 6. Sıra (1)
Ebû Bekir Muhammed b. Müslim b. Ubeydullah b. Abdullah b. Şihâb ez-Zührî, el-Kuraşî; Muâviye’nin hilâfeti döneminde Medine’de dünyaya gelmiştir. Doğum zamanı ile ilgili hicrî 50, 51 ve 58 yılları arasında farklı tarihler zikredilmektedir. 30 yaşlarına kadar Medine’de kalarak sahâbe ve önde gelen tâbiîn âlimlerinden dersler alan Zührî, ardından Şam’a gitmiş; böylece uzun yıllar Şam ile Hicaz arasında seyahat etmiş ve bu bölgelerdeki rivayetleri birbirine taşımıştır. Ayrıca, Abdülazîz b. Mervân’ın valiliği döneminde Mısır’a giderek oradaki alimlere de hadis rivayet etmiştir. Zührî, hicrî 124 yılının Ramazan ayında, Filistin ile Hicaz sınırında bulunan Şağb ve Bedâ vadileri arasındaki arazisinde vefat etmiştir (İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk, 55/306-341). Hayatı boyunca ilim yolunu takip eden Zührî; hadis, siyer, megāzî ve fıkıh alanlarında tanınmış bir alimdir. Meclislerinde her yaştan insana soru sorduğu ve Ensar’ın evlerini dolaşarak gerek fıkhî muhtevalı gerek diğer konularda vârid olan merfû, mevkuf, maktû haberleri topladığı kaydedilmektedir (İbn Sa‘d, Tabakât, 7/434). Sahâbeden Enes b. Mâlik, tâbiînden Urve b. Zübeyr, Saîd b. Müseyyeb, Ebû Seleme b. Abdurrahman, Ubeydullah b. Abdullah, Ebû Bekir b. Abdurrahman, Sâlim b. Abdullah, Amra bt. Abdurrahman gibi isimler, ilimlerinden en çok istifade ettiği kimseler arasında yer almaktadır. Özellikle Enes b. Mâlik, Saîd b. Müseyyeb ve Sâlim b. Abdullah’ın rivayetlerinin sonraki kuşaklara iletilmesinde önemli rol oynamıştır. Nitekim Saîd b. Müseyyeb’in, Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminden itibaren nesilden nesle nakledilen yerleşik uygulamalara dair bilgisinden ve fıkıh ilminden faydalanan Zührî, bu birikimini Mâlik b. Enes’e aktarmıştır. Ayrıca Urve b. Zübeyr’den aldığı siyer ve megāzî bilgisiyle, mümkün olduğunca sahih rivayetlere dayalı bir tarih anlayışı geliştirmiştir. Bu anlayış, kendisinden sonra gelen Mûsa b. Ukbe, Ma‘mer b. Râşid ve İbn İshak gibi önemli isimleri etkilemiştir. O, tarihle ilgili rivayetlerde isnadları, bir hadisçi titizliğiyle incelemiş ve takibi kolaylaştırmak amacıyla farklı rivayetleri birleştirerek ortak bir metin oluşturmuştur. Zührî’nin hadis tarihine en önemli katkısı, hadislerin resmî olarak tedvin edilmesi görevini üstlenmesidir. Emevî yönetimiyle kurduğu yakın ilişkiler sayesinde, Ömer b. Abdülazîz’in kendisine tevdi ettiği tedvin görevini yerine getirmek üzere tüm imkanları seferber etmiş, Emevî idarecileri de Zührî’nin ilmî faaliyetleri için gerekli altyapıyı sağlamıştır. Bunun yanı sıra, Şam bölgesinde isnadlı rivayet uygulamasına öncülük etmesi ve isnad sistemine yaptığı vurgu da hadis tarihinde Zührî’nin adının sıklıkla anılmasına sebep olmuştur (İbn Sa‘d, Tabakât, 7/437).

Etbau'-Tabiîn
0 - 224
3. Sıra (1) 4. Sıra (1) 5. Sıra (15) 6. Sıra (26) 7. Sıra (3)

Etbau'-Tabiîn
96 - 154
Basra, Yemen
1. Sıra (22) 2. Sıra (232) 3. Sıra (635) 4. Sıra (1800) 5. Sıra (342) 6. Sıra (15)

Tabiîn
0 - 98
Medine
1. Sıra (23) 2. Sıra (688) 3. Sıra (245) 4. Sıra (8)
Ubeydullah, Zühreoğullarının anlaşmalıları olan Hüzeyl b. Müdrike’dendi. Dedesi Utbe, meşhur sahabi Abdullah b. Mes'ud'un kardeşidir ve sahabidir. Hz. Ömer'in hilafeti döneminden veya ondan kısa bir süre sonra Medine'de doğdu. Eğitimini doğup büyüdüğü Medine ulemasından aldı. Tabiîn'in ikinci tabakasında yer alan Ubeydullah, Medine'nin ileri gelen alimlerindendi. Hadis ve fıkıh alanında kendisini yetiştirdi. Hatta Kureyş'in dört büyük fakihinden biri olduğu da söylenir. Ebû Hüreyre, İbn Abbâs, Âişe, Ebû Talha, Sehl b. Huneyf, Zeyd b. Hâlid ve Ebû Saʻîd el-Hudrî’den hadis rivayetinde bulundu. Dedesinin kardeşi olan İbn Mes'ud, vefat ettiği sırada çocuk yaşta olduğundan ondan nakil alamadı. Zührî, Sâlih b. Keysan, Ebü'z-Zinâd ve İbn Şübrüme gibi önemli isimlere hocalık yaptı. Rivayetlerinin bir kısmı Kütüb-i sitte içerisinde yer aldı. Sika ve fakih olup, çok hadis rivayetinde bulunan âlim ve şair bir kimseydi. Hadis alanındaki mahareti nedeniyle 'Me'mun' olarak nitelendirildi. Şiirleri Hassân b. Sâbit tarzına yakın ama dini içerikliydi. Bunların bir kısmı el-Eganî'de yer aldı. Gözleri sonradan âma olan Ubeydullah, Medine’de 98 senesinde vefat etti.