Meşhur ismi
Adı
Derecesi
Güvenirliliği
Doğum Yılı
Vefat Yılı
Yaşadığı
Yerler
Rivayetleri
Tabiîn
154 - 231
Şam, Mısır
1. Sıra (1)
2. Sıra (3)
3. Sıra (17)
4. Sıra (37)
5. Sıra (95)
6. Sıra (242)
7. Sıra (67)
8. Sıra (7)
Hangi kabileden olduğu bilinmese de Kureyş'in kollarından Beni Mahzum'un mevlalarındandı. Amre bt. Huneyn'in mevlası olduğu da söylenir (İbn Yunus, Târih, 1/507). İlk eğitimini ulemadan aldı ve hadis ilminde uzmanlaştı.
İlmi tekamülünün ardından tarih anlatıcısı ve hadis hafızı olarak tanındı. İmam Malik'in 'el-Muvatta' kitabını Malik'ten birçok kez dinledi. Onun Mālik'ten bunu on iki veya on dört defa işittiği söylenir. el-Leys'ten cihad, Yakub b. Abdurrahman'dan dua ve el-Muğire b. Abdurrahman el-Hizami'den riya ve fitne hakkında rivayette bulundu. Zehebi, Ebu Hatim'in "O meseleleri anlar ve onunla delil getirirdi." en-Nesâi'nin "Zayıf" dediğini aktardıktan sonra "O doğru sözlü, geniş bilgili bir fetva veren biriydi." şeklinde tanımlar (Zehebî, el-Kâşif, 2/369). İbn Hibban isa sika olduğunu belirtmiştir.
Eğitimi ve hadis rivayeti için yaptığı yolculuklar ardından Mısır'a yerleşti. 77 yaşında iken 231/846 yılında vefat etti. imam, hadis alimi, hafız ve Saduk bir kimseydi.
Tabiîn
94 - 175
Mısır
1. Sıra (5)
2. Sıra (8)
3. Sıra (344)
4. Sıra (782)
5. Sıra (876)
6. Sıra (259)
7. Sıra (27)
8. Sıra (2)
İslâm hukukunun ve hadis ilminin zirve isimlerinden mutlak müctehid Ebü’l-Hâris el-Leys b. Sa‘d b. Abdirrahmân el-Fehmî, Şâban 94 (Mayıs 713) tarihinde Mısır’ın Kalyûbiye bölgesine bağlı Karkaşende köyünde dünyaya gelmiştir. Ailesinin kökleri İsfahan’a dayanmakta olup, büyük ihtimalle dedesi Abdurrahman bu bölgenin fethi sırasında esir düşerek Mısır’a getirilmiştir. Burada Emevîler döneminin nüfuzlu kabilelerinden Fehmoğulları’nın âzatlısı (mevlâ) statüsüne geçtikleri için aile "el-Fehmî" nisbesiyle anılmıştır. Leys'in babası Sa'd ise İsfahan'da doğmuş ve hayatının ilerleyen yıllarında Mısır'a yerleşmiştir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, VII, 338-342).
İlim tahsili için Mısır sınırlarını aşarak Hicaz, Şam, Kudüs ve Bağdat gibi dönemin en parlak merkezlerine seyahatler düzenlemiştir. Bilhassa hicrî 113 yılındaki hac farizası esnasında Mekke’de Atâ b. Ebû Rebâh, İbn Şihâb ez-Zührî ve İbn Ömer’in âzatlısı Nâfi‘ gibi tâbiîn neslinin ulu çınarlarıyla buluşmuş ve onlardan hadis dinlemiştir. Hişâm b. Urve ve Yahyâ b. Saîd el-Ensârî gibi devrin büyük otoritelerinden beslenen Leys b. Sa'd'ın tedris halkasından ise Abdullah b. Mübârek, İbn Vehb ve meşhur Endülüslü âlim Yahyâ b. Yahyâ el-Leysî gibi yüzlerce talebe yetişmiştir.
Derin ilmi sayesinde Emevî ve Abbâsî devirlerinde siyasî irade nezdinde büyük saygı görmüş, Mısır valilerinin fetvasına başvurmadan adım atmadığı bir otorite haline gelmiştir. Halife Mansûr'un kendisine sunduğu Mısır valiliği makamını, mevlâ kökenli olduğunu ve bu ağır sorumluluğu taşıyamayacağını ifade ederek nezaketle geri çevirmiştir. Sonraki yıllarda Hârûnürreşîd'in Bağdat'a daveti üzerine başkente giderek diğer fakihlerin içinden çıkamadığı meseleleri çözüme kavuşturmuş, bu başarısı üzerine halife kendisine Mısır'da geniş araziler bağışlamıştır. Toplumsal meselelerde de aktif rol oynayan Leys, Mısır'da yıkılan Hıristiyan kiliselerinin yeniden inşası için hukuki zemin sağlayan fetvalar vermiş ve yanlış kararlar alan yöneticileri çekinmeden halifeye şikâyet etmiştir (Zehebî, A'lâmü’n-nübelâ', VIII, 146).
Fıkıh ve hadis alanlarında "Mısır halkının imamı" unvanını taşıyan Leys b. Sa'd, İmam Şâfiî'nin tarihî tespitiyle fıkhi derinlik bakımından İmam Mâlik'ten bile üstün kabul edilmiştir. Ancak talebelerinin onun görüşlerini tedvin edip sistemleştirmemesi sebebiyle İslâm dünyasında "Leysî" adıyla kalıcı bir fıkıh mezhebi oluşmamıştır. Onun fıkhî vizyonunu en iyi yansıtan metin, İmam Mâlik'in "Medine ehlinin uygulaması" (Amel-i Ehl-i Medine) argümanına karşı yazdığı mektuptur. Bu mektupta, sahâbenin Mısır, Irak ve Şam gibi geniş coğrafyalara yayıldığını, dolayısıyla dinî pratiğin sadece Medine ile sınırlandırılamayacağını ilmî bir nezaketle savunmuştur. Hadis naklinde ise son derece titiz davranmış, kısa senedli (âlî isnad) rivayetleriyle öne çıkmış ve tedlîs şüphesi olan metinleri ayıklayarak rivayet güvenilirliğini zirveye taşımıştır (Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, VII, 246-247).
Muazzam bir ilmî kariyere sahip olan Leys b. Sa'd, aynı zamanda dillere destan bir cömertliğe sahipti. Ziraat ve ticaret gelirlerinden yılda 20-25 bin dinar gibi büyük bir servet kazanmasına rağmen, eline geçen parayı üzerinden bir yıl geçmeden İmam Mâlik gibi âlimlere ve ihtiyaç sahiplerine dağıttığı için ömrü boyunca kendisine zekât farz olmamıştır. Vaktini valilerle istişare, talebelere ders, halka fetva ve fukaraya yardım olmak üzere dört ana faaliyete ayıran bu müstesna âlim, 14 Şâban 175 (16 Aralık 791) tarihinde Hakk'ın rahmetine kavuşmuş ve cenaze namazı Mısır Valisi Mûsâ b. Îsâ tarafından kıldırılarak Kahire'deki Karâfetüssuğrâ kabristanına defnedilmiştir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, VII, 517).
Sahabî
1
- 17
Medine, Mekke, Basra, Habeşistan
1. Sıra (6)
Utbe b. Gazvân (r.a.), tam adıyla Ebû Abdillâh Utbe b. Gazvân b. Câbir el-Mâzinî, İslâm’ın ilk yıllarında müslümanlığı kabul eden, Habeşistan ve Medine hicretlerine katılan, Basra şehrinin kurucusu ve mahir bir okçu olan seçkin bir sahâbîdir. Soyu Mudar kabilesinin Kays Aylân koluna dayanmakla birlikte Mekke’de Nevfel b. Abdümenâf oğullarının antlaşmalısı olarak bulunmuştur. 616 yılındaki İkinci Habeşistan hicretine katılan Utbe, Mekkelilerin müslüman olduğu yönündeki asılsız haberler üzerine geri dönmüş; Medine’ye hicreti ise ancak 1. yılın Şevval ayında (Nisan 623) Ebû Süfyân idaresindeki bir kervana sızıp yolda müslüman birliğine katılmasıyla mümkün olmuştur (İbn Hişâm, es-Sîre, I, 324). Medine’de ashâb-ı Suffe’ye katılan ve Hz. Peygamber tarafından Ebû Dücâne ile kardeş ilan edilen Utbe; Bedir, Uhud ve Hendek başta olmak üzere tüm gazvelerde yer almış, Ebvâ Gazvesi’nde ise istihbarat toplama görevini yürütmüştür (İbn Sa’d, et-Tabakāt, III, 98).
Hz. Ömer döneminde askerî dehası sebebiyle Basra bölgesinin fethiyle görevlendirilen Utbe; Übülle, Destmîsân ve Ahvaz gibi bölgeleri fethederek yaklaşık 800 kişilik bir kuvvetle Basra şehrinin temellerini atmış, burada kamıştan bir cami ve idare binası inşa ettirmiştir (İbn Sa‘d, et-Tabakāt, VII, 7-8).Yaklaşık altı ay süren valiliğinin ardından, bağlı bulunduğu Sa’d b. Ebû Vakkās ile yaşadığı idarî anlaşmazlık sebebiyle Medine’ye giderek Hz. Ömer’den affını istemiş; ancak talebi reddedilince geri dönmek üzere yola çıkmıştır. Yola çıkarken "Allahım, beni bir daha Basra’ya döndürme!" diye dua etmiş ve 17 (638) yılında Rebeze mevkiinde bineğinden düşerek elli yedi (veya elli dokuz) yaşında vefat etmiştir (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, III, 565).
Utbe b. Gazvân, hadis ilmi açısından rivayetleri Müslim, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce’nin eserlerinde yer alan bir râvidir. Kendisinden Hâlid b. Umeyr el-Adevî ve Kabîsa b. Câbir gibi isimler hadis nakletmiştir (Mizzî, Tehzîbü’l-Kemâl, XIX, 317). Hadis dünyasında asıl şöhretini, Basra Camii’nde irad ettiği ve İslâm’ın ilk yıllarındaki mahrumiyeti (yiyecek bulamadıkları için ağaç yaprağı yemekten dudaklarının yara olması) çarpıcı bir dille anlatan meşhur hutbesiyle kazanmıştır (M007435 Müslim, Zühd ve Rekâik, 14). Bu hutbesinde dünyevî refahın tehlikelerine dikkat çekmiş, müslümanları zühd ve hayırlı amellere yönelmeye çağırmıştır. Hem bir fatih hem de bir hatip olarak İslâm tarihine adını yazdıran Utbe’nin Gazvân ve Abdullah adında iki oğlu bulunmaktaydı; kız kardeşi Büsre ise Ebû Hüreyre ile evliydi (İbn Kuteybe, el-Maârif, 85).
Tabiîn
22 - 94
Medine, Kufe, Basra
1. Sıra (75)
2. Sıra (1994)
3. Sıra (162)
4. Sıra (12)
Tâbiîn neslinin seçkin âlimlerinden biri olan Ebû Seleme b. Abdurrahman b. Avf el-Kureşî ez-Zührî, hicrî 22 (642-43) yılı dolaylarında Medine’de dünyaya gelmiştir. Asıl isminin Abdullah veya İsmâil olduğu yönünde farklı kayıtlar bulunmakla birlikte, İslâm ilmî geleneğinde şöhret bulduğu Ebû Seleme künyesiyle tanınmıştır. Babası, cennetle müjdelenen on sahâbîden (aşere-i mübeşşere) biri olan Abdurrahman b. Avf’tır. Annesi ise Kelb kabilesinin lideri Asbağ b. Amr’ın kızı olan ve sahâbe mertebesine erişen Tümâdır’dır. Bu evlilik, bizzat Hz. Peygamber’in Kelb kabilesine düzenlenen askerî sefere kumandan olarak atadığı Abdurrahman b. Avf’a kabile reisinin kızıyla evlenmesi yönündeki tavsiyesi üzerine gerçekleşmiştir. Ebû Seleme, babasını henüz on yaşındayken kaybetmiştir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, V, 155-157; İbn Hacer, el-İsâbe, VII, 453-454).
Babasının erken vefatı üzerine yetim kalan Ebû Seleme’nin yetişmesinde ve ilmî şahsiyetinin teşekkülünde süt bağının büyük bir rolü olmuştur. Hz. Ebû Bekir’in kızı Ümmü Külsûm tarafından emzirildiği için müminlerin annesi Hz. Âişe onun sütteyzesi olmuş, bu mahremiyet bağı sayesinde onun zengin ilmî birikiminden rahatça ve doğrudan istifade etme ayrıcalığına kavuşmuştur. Hz. Âişe’nin yanı sıra Hz. Osman, Ebû Hüreyre, Abdullah b. Selâm, Üsâme b. Zeyd, Ebû Eyyûb el-Ensârî, Ümmü Seleme, Ümmü Süleym ve Mugîre b. Şu‘be gibi ashabın önde gelen isimlerinden ilim tahsil etmiştir. Ayrıca kendi jenerasyonundan Urve b. Zübeyr ve Atâ b. Yesâr gibi tâbiîlerden de hadis nakletmiştir. Babası vefat ettiğinde henüz küçük yaşta olması sebebiyle ondan naklettiği hadisler, usul âlimlerince mürsel kabul edilmiştir (Zehebî, A'lâmü’n-nübelâ', IV, 287-292).
Tâbiîn neslinin ikinci tabakasına mensup olan Ebû Seleme, bilhassa hadis hâfızı sıfatı ve fıkhî derinliğiyle temayüz etmiştir. Medine’nin ilmî otoritesini temsil eden ve "fukahâ-yi seb'a" (yedi fakih) olarak anılan zümrenin tartışmalı olan yedinci sırası için öne sürülen üç önemli isimden biridir. Döneminde Medine'de hadis ilmini en iyi bilen iki otoriteden biri olarak (diğeri Urve b. Zübeyr) gösterilmiş, Mâlik b. Enes onun büyük bir âlim olduğunu, Ebû Zür'a er-Râzî ise mutlak surette güvenilir bir muhaddis olduğunu vurgulamıştır. Hatta İbn Şihâb ez-Zührî onu, Saîd b. Müseyyeb, Urve b. Zübeyr ve Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe ile birlikte dönemin "dört büyük ilim denizi" arasında saymıştır. Özgüveni yüksek ve mizaç olarak iddialı bir yapıya sahip olan Ebû Seleme, İbn Abbas ile girdiği karşılıklı ilmî tartışmalar sebebiyle ondan yeterince istifade edememiş ve bu tutumu yüzünden Hz. Âişe tarafından kınanmıştır. Yine Kûfe seyahati sırasında kendisini ziyaret eden Şa‘bî'nin Medine'deki en âlim kişiyi sorması üzerine, üstü kapalı biçimde kendisini işaret etmesi onun bu iddialı mizacını yansıtmaktadır. Kurduğu tedris halkasından oğlu Ömer’in dışında Ömer b. Abdülazîz, Zührî, Şa‘bî, Nâfi‘, Yahyâ b. Saîd el-Ensârî, Yahyâ b. Ebû Kesîr ve Hişâm b. Urve gibi sonraki neslin zirve âlimleri yetişmiştir (Zehebî, A'lâmü’n-nübelâ', IV, 287-292).
İlmî faaliyetlerinin yanı sıra idarî ve adlî görevler de üstlenen Ebû Seleme, 49 (669) yılında Medine Valisi Saîd b. Âs tarafından Abdullah b. Nevfel’in halefi olarak Medine kadılığına tayin edilmiştir. Adaleti tesis etme yolundaki bu görevini, valinin azledildiği 54 (674) yılına kadar layıkıyla sürdürmüş, sonrasında bu makama kardeşi Mus‘ab geçmiştir. Ömrünü hadis ve İslâm hukukuna adayan bu büyük fakih, bazı kaynaklarda 93 veya 104 tarihleri zikredilse de en yaygın kabule göre 94 (712-13) senesinde Medine’de vefat etmiştir (İbn Kesîr, el-Bidâye, IX, 116).
Sahabî
- 78
Medine
1. Sıra (4413)
2. Sıra (107)
3. Sıra (7)
11. Sıra (1)
Ebû Abdillâh Câbir b. Abdillâh b. Amr b. Harâm el-Ensârî, hicretten on altı yıl önce 607 tarihinde Medine’de dünyaya gelmiştir (Zehebî, Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ, III, 189). Nübüvvetin on üçüncü yılında gerçekleştirilen İkinci Akabe Biatı’na babasıyla beraber katılmıştır. Yetmiş kişilik bu heyetin en küçük üyesi olarak orada yer almıştır (İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 561). Babası Abdullah b. Amr, Uhud Gazvesi’nde ilk şehid düşen sahabi olma şerefine erişmiştir (İbn Hacer, el-İsâbe, I, 434). Câbir, babasının talimatıyla yedi veya dokuz kız kardeşine bakmak zorunda kaldığı için Bedir ve Uhud gazvelerine katılamamıştır (# M004694 Müslim, Cihad ve Siyer, 145). Ancak babasının şehadetinin ardından düzenlenen Hamrâülesed Gazvesi ile orduya dahil olmuştur. Bundan sonra Hz. Peygamber ile birlikte toplam on dokuz gazvede bizzat bulunmuştur (Vâkıdî, el-Meğâzî, I, 334).
Hudeybiye’de Bey‘atürrıdvân’da hazır bulunmuş ve Hz. Peygamber’in özel iltifatlarına mazhar olmuştur (# B004153-2 Buhari, Megâzî, 35). Babasından devraldığı borçlar nedeniyle maddi sıkıntı çektiği bir dönemde, Resûl-i Ekrem’in mucizesiyle hurmaları bereketlenmiştir. Bu sayede tüm borçlarını ödeme imkanı bulmuştur (# B004053 Buhari, Megâzî, 18). Bir yolculuk esnasında yorgun düşen devesinin Hz. Peygamber’in dokunuşuyla hızlanması hadisesi İslam tarihinde "Leyletü’l-ba‘îr" olarak şöhret bulmuştur (Müsned, III, 292). Hz. Peygamber’in vefatından sonra Şam’ın fethi gibi önemli fetih hareketlerine katılmıştır (İbn Sa‘d, et-Tabakât, IV, 281). Hz. Ömer döneminde de kendi kabilesini temsil etmek üzere görevlendirilmiştir (İbn Hacer, el-İsâbe, I, 435).
Hadis ilmindeki yeri oldukça müstesna olup binden fazla rivayeti olan altı sahabi (müksirûn) arasında yer almaktadır (Zehebî, Tezkiretü’l-huffâz, I, 43). Toplam 1540 rivayeti hadis külliyatına kazandıran Câbir, tek bir hadisi bizzat kaynağından işitmek için bir ay boyunca Şam’a yolculuk etmiştir (Müsned, III, 495). Ömrünün sonlarına doğru Medine Valisi Haccâc tarafından elleri kurşunla damgalanarak zulme uğramıştır (İbn Hacer, el-İsâbe, I, 435). Akabe Biatı’nda bulunan sahabiler arasında dünyadan en son ayrılan kişi kendisidir (Hâkim, el-Müstedrek, III, 565). Yaklaşık doksan dört yıllık bir ömür sürdükten sonra 78 (697) yılında Medine’de vefat etmiştir. Cenaze namazı Hz. Osman’ın oğlu Ebân b. Osman tarafından kıldırılmıştır (Zehebî, Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ, III, 193).
Tabiîn
137 - 222
Mısır
3. Sıra (3)
4. Sıra (20)
5. Sıra (60)
6. Sıra (72)
7. Sıra (52)
8. Sıra (3)
Etbau'-Tabiîn
115 - 199
Kufe
1. Sıra (2)
2. Sıra (2)
3. Sıra (22)
4. Sıra (444)
5. Sıra (181)
6. Sıra (38)
7. Sıra (4)
Tabiîn
1
- 223
Basra
1. Sıra (1)
2. Sıra (1)
3. Sıra (8)
4. Sıra (221)
5. Sıra (466)
6. Sıra (111)
7. Sıra (9)
Hadis ilminin önde gelen hâfızlarından Ebû Seleme Mûsâ b. İsmâîl et-Tebûzekî el-Basrî, kuvvetle muhtemel hicrî 136 (753-54) yılında dünyaya gelmiştir. Hayatı boyunca şöhret bulduğu "Tebûzekî" nisbesinin kaynağı hakkında kaynaklarda çeşitli ihtimaller zikredilmektedir. Bu ismin, Râmhürmüz bölgesindeki Tebûzek köyünden gelen misafirleri evinde ağırlamasından, Basra'nın Tebûzek mahallesinde bir mülk edinmesinden veya gübre ve tavuk sakatatı ticaretiyle meşgul olmasından kaynaklandığı ifade edilmektedir. Aslında Benî Minkar kabilesinin âzatlısı (mevlâ) olduğu için "Minkarî" nisbesiyle de anılan âlimin, bu ikinci isimle çağrılmaktan memnuniyet duyduğu, Tebûzekî lakabından ise pek hoşlanmadığı bilinmektedir (İbn Sa'd, et-Tabakât, VII, 306).
İlmî hayatına ve hadis tahsiline 160 (777) senesinde Basra'da başlayan Tebûzekî'nin en yaşlı hocası, tâbiîn neslinden A'yen el-Hârizmî olmuştur. Hadis dinlemeye başladığı ilk yılda vefat eden Şu'be b. Haccâc ve İsrâil b. Yûnus gibi ustalardan az sayıda rivayet alabilmiş olsa da, Basra'da hadisleri ilk kez konularına göre tasnif etmesiyle tanınan Saîd b. Ebû Arûbe'nin rahle-i tedrisinden geçerek hadis ve fıkıh öğrenmiştir. En uzun süreli talebeliğini Hammâd b. Seleme'nin yanında yapmış; ayrıca Cerîr b. Hâzim, Yezîd b. İbrâhim et-Tüsterî, Ebân b. Yezîd, Abdullah b. Mübârek ve Mübârek b. Fedâle gibi devrin saygın otoritelerinden çok sayıda hadis nakletmiştir (Zehebî, A'lâmü’n-nübelâ, X, 360-364).
Hadis ilmindeki yetkinliği sayesinde etrafında geniş bir öğrenci halkası oluşan Tebûzekî, sonraki neslin en büyük muhaddislerini yetiştirmiştir. Buhârî ve Ebû Dâvûd gibi Kütüb-i Sitte'nin zirve isimleri ondan bizzat hadis dinlemiş, Müslim ve diğer musannifler ise onun rivayetlerini aracı râviler vasıtasıyla eserlerine almışlardır. Talebeleri arasında Yahyâ b. Maîn, Muhammed b. Yahyâ ez-Zühlî, Ebû Zür'a er-Râzî, Ebû Hâtim er-Râzî ve İbn Şeybe gibi hadis münekkitleri öne çıkmaktadır. Özel hayatında kızı Esmâ'yı muhaddis Ebû Âsım en-Nebîl'in oğlu Amr ile evlendiren Tebûzekî, bu evlilikten doğan ve ileride Kitâbü's-Sünne'yi telif edecek olan meşhur âlim İbn Ebû Âsım'ın da dedesi ve hocasıdır (Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, VII, 280).
Saçını ve sakalını kınayla boyadığı nakledilen bu büyük hadis hâfızı, Receb 223 (Haziran 838) tarihinde Basra'da dâr-ı bekâya irtihal etmiştir. Hadis otoriteleri tarafından "hüccet" ve "imam" unvanlarına lâyık görülen Tebûzekî, rivayetlerindeki sağlamlığıyla sika bir râvi olarak kabul edilmiştir. Nitekim meşhur münekkit Ebû Hâtim er-Râzî onun hakkında, Basra'da kendisinden hadis aldığı hocalar arasında en güvenilir ismin Tebûzekî olduğunu vurgulamıştır. Talebesi Yahyâ b. Maîn'in ondan otuz beş bin civarında hadis nakletmiş olması, onun sahip olduğu devasa ilmî birikimi ve hadis hafızasındaki zenginliği açıkça ortaya koymaktadır (İbn Sa'd, et-Tabakât, VII, 306).
Tabiîn
92 - 176
Basra, Vâsıt
1. Sıra (5)
2. Sıra (4)
3. Sıra (152)
4. Sıra (486)
5. Sıra (146)
6. Sıra (18)
7. Sıra (1)
Hadis ilminin seçkin hâfızlarından Ebû Avâne Vaddâh b. Abdillâh el-Vâsıtî, 92 (710-11) yılında doğmuştur. Kökleri Cürcân’a dayanmakta olup, ailesinin Cürcân’ın fethi sırasında esir düşmesi sebebiyle dünyaya köle olarak gelmiştir. Efendisi Yezîd b. Atâ el-Yeşkürî’nin Vâsıt’taki kumaş dükkânında tezgâhtarlık yapan Ebû Avâne, hadis ilmine duyduğu derin ilgi üzerine efendisinin izniyle derslere katılmaya başlamıştır. Hürriyetine kavuşması ise oldukça ilginç bir olayla gerçekleşmiştir; dükkânına gelen fakir bir adamın 2 dirhem sadaka aldıktan sonra şehir halkına Yezîd’in Ebû Avâne’yi âzat ettiğini yayması üzerine, efendisi toplum nezdinde bu durumu inkâr edemeyerek kölesini serbest bırakmak zorunda kalmıştır. Ebû Avâne, özgürlüğünü kazandıktan sonra Vâsıt’tan ayrılarak Basra’ya yerleşmiştir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, VII, 287-288).
İlim yolculuğunda dönemin ulu çınarları Hasan-ı Basrî ve İbn Sîrîn ile karşılaşma şerefine ermekle birlikte onların ders halkalarına doğrudan katılamamıştır. Buna karşılık Katâde b. Diâme, Amr b. Dînâr, Mansûr b. Mu‘temir, Âsım el-Ahvel ve A‘meş gibi devrin en büyük hadis otoritelerinden dersler alarak seçkin muhaddisler arasında yerini almıştır. İlmî birikimiyle kısa sürede etrafında geniş bir talebe çevresi oluşturmuş; Abdullah b. Mübârek, Ebû Dâvûd et-Tayâlisî, Abdurrahman b. Mehdî, Affân b. Müslim ve Saîd b. Mansûr gibi tanınmış isimleri yetiştirmiştir. Hatta kendisinden yaşça büyük olan Hişâm ed-Destüvâî dahi onun ilmî yetkinliğini takdir ederek kendisinden hadis nakletmiştir (Buhârî, et-Târîhu’l-kebîr, VIII, 181).
Yahyâ b. Maîn’in aktardığına göre okuma bildiği halde yazı yazamayan Ebû Avâne, dinlediği hadisleri başkalarına yazdırıp metinleri ezberleme yoluna gitmiştir. Şu‘be b. Haccâc, Affân b. Müslim ve Ahmed b. Hanbel gibi otoriteler; elindeki yazılı metinlere dayanarak rivayette bulunduğunda son derece güvenilir olduğunu, ancak sırf hafızasına dayanarak aktardığı hadislerde zaman zaman yanıldığını ifade etmişlerdir. Buna rağmen Yahyâ b. Saîd el-Kattân, onun yazılı belgelerden yaptığı nakillerin Şu‘be’nin ezberden aktarımlarından bile daha sağlam olduğunu vurgulamıştır. Bütün Kütüb-i Sitte eserlerinde rivayetlerine yer verilen bu güvenilir hadis hâfızı, Rebîülevvel 176 (Temmuz 792) tarihinde Basra’da vefat etmiştir (İbn Sa‘d, et-Tabakât, VII, 287-288).